İstiridye Balık Yeni Konsept
  • Image 01

    İstiridye Balık
    Since 1930

  • Image 02

    İstiridye Balık
    Since 1930

  • Image 03

    İstiridye Balık
    Since 1930

  • Image 04

    İstiridye Balık
    Since 1930

  • Image 05

    İstiridye Balık
    Since 1930

  • Image 06

    İstiridye Balık
    Since 1930

Sabah denizden çıkan öğlen sofranıza düşer

Şimdi sayıları azalsa da bir zamanlar İstanbul'da, sokak aralarında, benim esnaf-balıkçıları diye adlandırdığım böyle lokantalar vardı. İşte İstiridye de onlardan biri.

Fındıklı'da Ak-Sigorta binasının tam yanında küçücük bir sokak var: Çelebi Hamam Sokağı. O sokakta da, dikkat etmezseniz rahatlıkla önünden geçip gidebileceğiniz küçücük bir lokanta: İstiridye.

İstiridye bir balık lokantası. Bizim bildiğimiz, gururla deniz üstüne kurulu lokantalardan farklı, denize yan duran, iki adım ötesindeki caddeye çıkmayan, beni bilen bana gelir diyen bir lokanta bu.

Şimdi sayıları azalsa da bir zamanlar İstanbul'da, sokak aralarında, benim esnaf-balıkçıları diye adlandırdığım böyle lokantalar vardı. İşte İstiridye de onlardan biri.

Floresan lambalarıyla aydınlatılan üç-beş masalı bir giriş, bir de asma-katı var.

Sahibi ünlü Karaköy balıkçısının kardeşi: Güleç, mütevazı... Ama iş balığa ve balık yemeklerine gelince; ‘‘Sabah denizden çıkan öğlen sofranıza düşer’’ diyecek kadar da iddialı.

İstiridye'de sadece öğle yemekleri yeniyor. Saat üç olunca kepenkler iniyor.
 

KUYTUDAKİ LOKANTA

Kesibe'nin ofisi Fındıklı'da.

Bir gün rastgele girdiği İstiridye'de yediği yemekleri o kadar beğenmiş ki, bütün arkadaşlarını teker teker İstanbul'un bu kuytu lokantasına getirmiş.

Birlikte yemek için hem Kesibe hem de Akın, hararetle İstiridye'ye gitmemizi önerdiler. İyi de ettiler.

Gittiğimde Akın gelmiş bekliyordu. Çok geçmeden Kesibe de geldi. Yemek seçimini onlara bıraktım: Balık çorbası mutlaka tadılmalıymış. Kağıtta levrek harikaymış. Dil-şiş yemeyenin gözü arkada kalırmış. Ortaya karides salatası gelmeli, sonra da helvayla devam edilmeliymiş.

Bir şişe de Berceste.

Açıkçası evde aç kurtlar gibi önüme gelen her şeyi süpüren ben, ne zaman arkadaşlarımla bir lokantaya gitsem, konuşmaktan yemeyi unuturum. Sohbet galebe çalar.

O gün istisnasız her yemeği tattım.

Ve ısrarla neden İstiridye'ye gelmemizi istediklerini anladım, İstanbul biraz da böyle saklı güzellikleri olduğu için güzel.

Laf lafı açtı. Türkiye'yi saran buluttan, puslu havayı seven kurtlardan, karamsarlığın insanı nasıl yorduğundan konuştuk.

Sonra güneş çıktı.

Karşımda birbirlerini kırk yıldır tanıyan iki dost vardı.

Onlarla, yelkenliye bindim. Akdeniz'in mavi koylarına gittim. Sonra Ege'ye geldik. Akhisar'a, fırsat bulup da bugüne kadar gidemediğim çiftliğe gittik. Lavanta tarlalarının ortasındaki çiftliğe.

Ayrıldığımızda, insan hayatındaki küçücük bir dilimin, bir öğle yemeğinin nasıl önemli olduğunu düşündüm.

Yol üstünde gevrek sesli bir Çingene mor sümbüller, başı bükük nergisler, rengarenk laleler satıyordu. Durup baktım: İçim hepsini aldı, bana bu keyfi yaşatan arkadaşlarıma yolladı.
 

İSTİRİDYE'NİN ÜNLÜ BALIK ÇORBASI

Orta boy bir tencereye su konur. İçine bir soğan, kabuğu soyulmuş bir limon, bir de kereviz sapı eklenerek kaynamaya bırakılır. Beyaz etli balık filetoları hazırlanır ve su iyice kaynayıp, sarı bir renk alınca içine atılır.

Diğer yanda, bir bardak sıvı yağda, üç adet domates, iki adet havuç rendesi, ince kıyılmış maydanoz ve dövülmüş iki adet sarmısakla kavrulur. İçine bir çay kaşığı nane, kekik, karabiber ve kırmızı pul biber atılır. Ayrıca iki adet yumurta, yeterince un, bir miktar da sütle bir meyane hazırlanır. Kaynayan suya atılan balık filetolarının beş dakika pişmesi beklendikten sonra, önce hazırlanan sos, daha sonra da meyane eklenip servis yapılır.
 

Kaynak: Hürriyet